Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

13 Mart 1992 Erzincan Depremi: hafızanın yıkıntıları ve umudun inşası

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Gülaçtı’nın kaleminden:

13 Mart 1992 akşamı saat 19.18’de Erzincan’da yer sarsıldığında yalnızca binalar yıkılmadı. Bir şehrin hafızası, insanların güven duygusu ve geleceğe dair kurulan hayaller de o sarsıntıyla birlikte değişti.

Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem, modern Türkiye’nin en yıkıcı depremlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Resmî kayıtlara göre: yaklaşık 650’den fazla insan hayatını kaybetti 3000’den fazla kişi yaralandı 7000’den fazla bina ağır hasar aldı veya yıkıldı on binlerce insan evsiz kaldı. Ancak depremler yalnızca sayılarla anlatılabilecek olaylar değildir. Bir şehrin gerçek kaybı bazen rakamlara sığmaz. Çünkü depremden sonra geriye yalnızca yıkılmış binalar değil, yıkılmış hayat hikâyeleri kalır.

Travma: Deprem Bittikten Sonra Başlayan Süreç Afet psikolojisi alanında yapılan çalışmalar büyük felaketlerin ardından insanların psikolojik olarak üç aşamadan geçtiğini göstermektedir: Şok ve donakalma duygusal yoğunluk ve yas uyum ve yeniden inşa deprem anı çoğu insan için birkaç saniyedir. Fakat o birkaç saniyenin etkisi bazen yıllarca sürebilir.

Travma sonrası sık görülen psikolojik etkiler şunlardır: ani seslere aşırı irkilme tekrar deprem olacakmış hissi uyku problemleri kabuslar kaygı ve güvensizlik kayıp yaşayanlarda yoğun yas Bu durum psikoloji literatüründe Travma Sonrası Stres Tepkileri olarak tanımlanır. Ancak travmanın ilginç bir tarafı vardır: Travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir. Toplumsal bir hafıza da oluşturur. Bitmemiş İşler: Söylenmemiş Sözlerin Ağırlığı Depremler insanların hayatında yalnızca kayıplar bırakmaz. Aynı zamanda tamamlanmamış hikâyeler bırakır.

Birçok depremzede yıllar sonra bile şu tür düşüncelerle yaşar:

“Keşke o gün evden biraz daha erken çıksaydık.” “Onu son kez göremedim.” “O konuşmayı yapabilseydik…” Psikolojide bu durum bitmemiş işler olarak adlandırılır. Yas sürecinde insan zihni özellikle tamamlanmamış ilişkileri tekrar tekrar düşünmeye eğilimlidir. Bu nedenle afet sonrası iyileşme sürecinde şu uygulamalar önemlidir: toplumsal anma törenleri kayıpları hatırlama ritüelleri hikâyelerin anlatılması kolektif hafızanın korunması Erzincan’dan Bir Tanıklık Depremi yaşayanlardan biri yıllar sonra şu cümleyi kurmuştur:

“Gece boyunca sokakta bekledik. İnsanlar ağlıyordu. Ama sabaha doğru birisi çay getirdi. İşte o anda anladım ki şehir hâlâ yaşıyor.”

Bu küçük sahne aslında afet psikolojisinin en önemli kavramlarından birini anlatır: toplumsal dayanışma. Yunus Emre’nin asırlar önce söylediği şu söz, afet zamanlarında daha iyi anlaşılır: “Paylaşmak için var insan.” Depremler bazen insanların en zayıf tarafını ortaya çıkarır. Ama bazen de en güçlü tarafını. Gelecek Kaygısı: Yer Sarsıldıktan Sonra Depremlerden sonra en zor duygulardan biri gelecek duygusunun kırılmasıdır. Çünkü insan hayatını planlar: yarın için gelecek yıl için çocuklarının geleceği için Fakat deprem bize şu gerçeği hatırlatır: Hayat bazen birkaç saniyede değişebilir. Bu nedenle deprem yaşayan birçok insan uzun süre şu soruyla yaşar: “Ya tekrar olursa?” Sezai Karakoç’un şu dizeleri bu duyguyu anlatır:

“Bir şeyler olacak yarın belki bir karanlık belki bir aydınlık.”

Deprem sonrası kaygı aslında insan zihninin kendini koruma mekanizmasıdır. Ancak bu kaygı yönetilmediğinde hayatın tamamını gölgeleyebilir. Travma Sonrası Büyüme Psikoloji literatüründe önemli bir kavram vardır: Travma sonrası büyüme. Bu kavrama göre bazı bireyler ve toplumlar büyük felaketlerden sonra şu alanlarda gelişim gösterebilir: hayatın değerini daha güçlü hissetmek insan ilişkilerinin önemini fark etmek dayanışma kültürünün güçlenmesi toplumsal sorumluluk bilincinin artması Depremler insanlara şu soruyu sordurur: “Gerçekten önemli olan nedir?” Ve çoğu zaman cevap aynıdır: insan.

Erzincan’ın Yeniden Ayağa Kalkması

Bugün Erzincan yeniden kurulmuş bir şehir olarak hayatına devam etmektedir. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Şehirler de insanlar gibi iyileşebilir. Ama iyileşme yalnızca betonla olmaz. Bir şehrin iyileşmesi için üç şey gerekir: hafıza dayanışma umut Mevlânâ’nın şu sözü bu süreci çok güzel anlatır:

“Her gecenin bir sabahı vardır.”

Gelecek İçin Yapılması Gerekenler

Deprem gerçeğiyle yaşayan bir coğrafyada en büyük hata unutmaktır.

Bu nedenle yapılması gerekenler yalnızca teknik değil aynı zamanda psikolojiktir.

Bireysel düzeyde

deprem bilinci geliştirmek

aile afet planları hazırlamak

psikolojik dayanıklılık eğitimi almak

Toplumsal düzeyde

güvenli şehir planlaması

afet sonrası psikososyal destek

travma farkındalığı programları

Son Söz

13 Mart 1992 Erzincan depremi bize ağır bir gerçeği öğretmiştir:

Toprak bazen sarsılır.
Evler yıkılabilir.
Hayatlar değişebilir.

Ama insanın içinde başka bir şey vardır:

yeniden kurma gücü.

Belki de bu yüzden Anadolu insanı felaketlerden sonra şu duayı eder:

“Allah bir daha yaşatmasın.”

Ama aynı zamanda şunu da bilir:

Hayat, bütün acılara rağmen yeniden başlar.